
Yaşar ‘ın Öyküsü
Bir Perşembe sabahıydı.İşten erken çıkmıştım ; yani havadan bir tatil günü. Güzeldi. Eve doğru gelirken hafif hafif yağmur çiseliyordu. Ben de evde güzel bir kahvaltı hayali kuruyordum. Fırından mis gibi kokan sıcacık simitleri aldım yola devam ettim. Bir elimde simit torbası bir elimde telefon…Yağmur toprağı ince ince ıslatıyor ve her yerde mis gibi bir toprak kokusu…
Derken evime geliyorum. Bilenler hatırlayacaktır boş bir arsa var bizim evin yanında, genelde kediler köpekler yatar, oyun oynar orda; ben de har sabah bakarım oraya. O gün bir ağacın altında minicik, başı değdi değecek bir şey gördüm. Zayıf, siyah tüyleri ıslanmış,gerçekten de küçüçük bir yavru kediydi bu. Ve diğer kediler gibi oynamayı bırakın, şöyle kuyruğunu sallaya sallaya yatamıyordu bile. Islanmıştı, boynu incecikti. O anda annemle telefonla konuşuyordum ‘Anne ben kedi buldum, küçüçük ya!’derken simitten de bir parça koparıp bırakmıştım önüne. Annem ‘ Ne yapacaksın kediyi! Elleme, hastadır hem.’ derken. ’Anne yemiyor bu ya.’ ‘Eeee,yavruysa süt içer o.’ diyordu bana.Annemle muhabbetimizin boyutu değişmiş,yavru kediyi konuşmaya başlamıştık. Bu arada bizim yavrunun simit yiyecek hali bile yoktu ki… Zaten simidi de ondan çok daha büyük bir kedi gelip alıvermişti önünden.Neyse ben yine simidin içinden küçük bir parça bırakıp apartmana yöneldim; ardımdan belki inanamayacaksınız ama acı bir şekilde miyavladı başını kaldırmadan. İçim bir garip oldu; fakat apartmana girmiştim çoktan. Merdivenleri çıkarken aklıma okuduğum bir hikâyedeki kahraman geldi.Yağmurda bir ağacın altında etrafına yabancı yabancı bakan bir kadın. 'Yaz Yağmuru' diyordu yazar onun için. Yaz Yağmuru gibiydi kedicik de.Kitabın o bölümünü düşünerek merdivenlerden çıktım;ama kediciğin sesi hâlâ kulaklarımdaydı. İçeri girer girmez balkona çıktım, ordaydı başını sallıyordu ve bir anda boş ayakkabı kutusunu alıp merdivenlerden indim. Hani bir reklam var ‘Kirlenmek güzeldir.’diyen o çocuktan farkım yoktu yani.Hatta reklam benden sonra çıktı ve reklamı gördüğüm an gözlerim dolmuştu. Hatta ‘Hayret ya! Acaba Yaşar’la hikâyemiz ilham mı verdi ki birilerine’ demiştik gülerek; çünkü reklam bizim Yaşar’la tanışmamızdan bir ay sonra çıkmıştı.Ve gerçekten de yapılanlar çok benziyordu. Bu arada Yaşar kediciğin adı. Neyse onu da anlatacağım az sonra.
İşte, kediciği kutuya aldım apar topar merdivenlerden çıkardım ve o an içimde onu sadece yaşatabilmek vardı. Islanmasın, süt içsin, biraz uyusun falan sonra bırakırım yine, iyileşsin de…diye geçiriyordum içimden.Yukarı çıktık kutuyu yere koyup hemen süt koyum bir kaba ve bu arada göz göze geldiğimizde daha da tuhaf oldum. Hatta şok…. Çünkü gözbebeği yoktu, yani sadece gri bir koyu saydam tabaka ya da perde gibi bir şey… ‘Aman yarabbim!Bu ne ?’ dedim, sütü bıraktım.Bizimki sütü sevmişti bu arada.Sonra yattı tabii, kafasını tutamayacak kadar halsiz olunca…Bir anda burada ölmesinin çok acı olacağını düşündüm, bir taraftan da iyileşmesi umudunu taşıyordum.Tabi -bu arada- evde kardeşim var ve kedicikle ilgili yorumlarda bulunuyoruz biz. Veterine götürmeye karar verdik; aldık kutuyu,atladık arabaya. Hiç bilmediğimiz sokaklara girdik;ama veteriner yok yerinde.O zaman başka bulacağız. Bulduk da...Veteriner baktı : ‘Şu anda şiddetli bir enfeksiyon geçiriyor, ondan böyle çok titriyor.Gözlerine de perde inmiş hastalıktan, ateşten.’ dedi. ‘Ölür bu zor, çok zor.’dedi.Ben çok kötü oldum , hatta ne zaman alıştıysam kendisine daha bulalı 2-3 saat olmamıştı.Gözlerim doldu, bir taraftan da utanıyordum adamdan.Çünkü sokak kedisiydi nihayetinde onlar için; ama böyle de bırakamazdım ki onu.’Ne yani atayım mı! ‘ dedim.Adam da bu sefer işin ciddiyetini anlayınca bir anlayınca bir antibiyotik ve damla önerdi; ama ‘boşuna der’ gibi bir ifadeyle.Biz çıktık oradan ,eve geldik. Hemen süt, sıcak bir su şişesi -ısınması için- ,ilaçlarını da denilen gibi verdik, kedicik uykuya daldı. O gün akşam olmuştu koşturmaktan.Tabi bizim tatil de güme gitmişti; hatta bir korku sarmıştı içimi ‘ya ölürse’ diye. Ev halkı olarak sürekli gidip nefes alıyor mu diye bakıyorduk, tüylerini okşuyorduk. O ise başını sallaya sallaya acı acı miyavlıyordu..Derken bir haftayı atlattı bizim kedi ve hâlâ hayattaydı.Başını tutabilir hale gelmişti artık,iştahı da iyiydi. O zaman yaşayacak dedik, başka veterinere daha götürdük. ‘Gözleri kör.’ dedi o da.Yine üzüldük; ama olsun ‘yaşıyordu ya’ diye teselli etik kendimizi.Yaşar evimizin en büyük meselesi olmuştu artık.Hatta her gün oraya buraya telefon açıp internette forumlara girip araştırıyorduk gözleri açılır mı ki diye.Bu arada cinsiyeti hakkında da pek fikrimiz yoktu,hatta isim bile koymadık,alışmayalım nasılsa gidecek iyileşince diye.İzmir’e bile gittik tanıdık bir veterinere.O da dedi ki:’Oooo bunun umurunda bile değil kör olmak, çok mutlu o.’dedi; çünkü iğneden sonra bile keyifle kuyruğunu sallayıp yalanabiliyordu karanlık dünyasında. O veteriner de ‘kediciğin doğduğunda annesinin onun gözlerini yalamadığı için böyle kaldığını’ söyledi ve hatta bir gözünün tamamen gidip diğerinin belki açılabileceğine söyledi ve bir damla verdi.Bu arada ‘erkek’ dedi.Tabii biz ona çoktan ‘Yaşar’ adını vermiştik.Çok sevdiğim bir arkadaşım Yaşar diye diye yaşayacağına inandırmıştı bizi.Biz işin felsefesini bile yapmıştık anlayacağınız.Derken aylar geçti biz Yaşar’a çok alıştık. Damlasını sürekli yaptık.Bir gözü gitti ,hiç görmüyor; diğeri ışık alıp çok az görür hale geldi.Bu bile bizi, en çok da onu mutlu eder hale getirdi. Yaşar büyüdü, 1 ay sonra onun sağır olduğunu da onayladık inanmayacaksınız ama.Evet görmüyor, duymuyordu;ama çok mutluydu.Onun gibi oyuncu, hareketli bir kedi görmemiştik.Bizi sürekli güldürüyor,hep beraber koşturuyorduk evde.Az az görebilir hale gelmişti sağ gözü.Daha bir ay önce yaramazlıktan balkondan da düştü biz görmeden. Bu sefer de gece yarısı eşim buldu sokaktan onu. Ve Yasar’ın burnu bile kanamamıştı.Çok mutluyduk; ya ona bir sey olasaydı ... Evet 'Yaşar' yine 'yaşıyordu' , Yaşar çünkü hayata öyle bir tutunmuştu ki, yoksa adından mıdır nedir…
Şu anda ise klavyeye atlayıp elimi yalamaya hatta ısırmaya çalışıyor ve sağ gözüyle yan yan bakarak dikkatimi çekmeye çalışıyor ben onu kovdukça. Bu arada garip bir iletişimimiz var aramızda tabii. Düşünün, sizi çok az gören ve hiç duymayan 4.kattan düşmüş bir kedi.
Bazen onun kafasında da bir şeyler olduğunu düşünüyorum, öyle garip halleri var ki…
Ama ne olursa olsun o çok sevimli, eğlenceli bir kedi..Sıradışı…Onu çok seviyoruz,.galiba o da bizi…
Arada ellerimize bıraktığı çizikler yüzünden dayak yese de çok yüzsüz.Yaşar aynı Yaşar…Enerji, oyun ve biz yokken de bol uyku...Biz gelince yemek, oyun; hatta o kadar rahatına düşkün ki… Klimaya en yakın yerde oturmak, kumundan başka bir kuma çiş yapmamak,uyumak için oldukça yumuşak yerleri seçip ayaklarını havaya dikerek yatmak gibi garip halleri var.
Yaşar bizi şaşırtmaya devam ediyor bizse onu sevmeye…
Şimdi onu bıraksak nasıl yaşar... Kör, sağır diyerek aileleri de ikna ettik evde kedi düşüncesine. Zaten kendisini gören vazgeçemiyor, hatta telefonlarda 'Yaşarlı diyaloglar' devam ediyor.
Kısacası Yaşar mutlu,biz mutlu… Bakalım zaman ne gösterecek. O görmese de duymasa da güzel. O, hayatı ciddiye alıp direndiği için, hayata küsmediği için sevimli…Kısacası Yaşar işte. Ne desem boş…Anlatmak değil yaşamak lazım.
6.9.07'emel