« Önceki | Sonraki »

14/9/2007

boynu kıvrılıp ölmüş güvercin, dokunamadığım şeylersin sen, biti

 


aşkın

yaşayamadığım bir şeysin sen, elinden tutup sokağa çıkamadığım
kış günü bir avuç kar süremediğim yüzüne
otlar ve çiğ damlalarıyla sevişemediğim
kımıldatmayan bir bakış, bir söz
tam söylenecekken açıp kapıyı
karanlık ağzımı ışıklandıran, yakan fotoğrafları
gümüş laleden masamda, birden leylak..
dirhemleyen sevincimi ışıktan tartacında
can alıp veren, su verip gönül yağmalayan
kurnaz bakkal, hırkama göz diken

yaşayamadığım bir şeysin sen, kokular dağıtıp
kendine yeni adlar yakıştıran
beynimde civa damlacığı, şehvetin sinir telleriyle
dokuyan kazaklarımı, göz çukurlarımı aşkın
tılsımlı gövdesiyle ovan
yastıkta bir yumak saç
boynu kıvrılıp ölmüş güvercin, dokunamadığım
şeylersin sen, bitiremediğim...

 

                                               barış pirhasan

 

    Şair, yazar, senarist, film yönetmeni. 1951 yılında istanbul'da doğdu. ankara fen lisesi'ni bitirdi. iki yıl ankara hacettepe üniversitesi tıp fakültesi'nde öğrenim gördü. daha sonra tıp öğrenimini yarıda bıraktı. istanbul'da boğaziçi üniversitesi ingiliz dili ve edebiyatı bölümü'nü bitirdi. yurtdışında sinema ve televizyon yönetmenliği üzerine eğitim yaptı.
ilk şiiri 1973'te
yeni dergi'de yayımlandı. militan ve devrimci savaşımda sanat emeği dergilerinin yazı kurullarında görev aldı. 1960 sonrası toplumcu şiirin ikinci kuşak şairleri arasında yer alır. 1980'le birlikte daha çok sinema alanında çalışmalar yaptı.

YAPITLARI

Tarih Kötüdür (1981)
Tarih Kötüdür - İmzasız El Yazıları (1985)
Babam Benden Hiçbir Şey Anlamıyor (1995)


(oyuncu)
badi (1983)

(yönetmen)
küçük balıklar üzerine bir masal (1989)
yer çekimli aşklar (1995)
usta beni öldürsene (1996)
kendim ve diğeri (2000)
bir kadın bir erkek (2000)
o da beni seviyor (2001)

(yapımcı)
küçük balıklar üzerine bir masal (1989)

(senaryo)
badi (1983)
güneşin tutulduğu gün (1983)
adı vasfiye (1985)
amansız yol (1985)
körebe (1985)
değirmen (1986)
ah belinda (1986)
asiye nasıl kurtulur (1986)
kadının adı yok (1987)
küçük balıklar üzerine bir masal (1989)
bekle dedim gölgeye (1990)
aşk üzerine söylenmemiş her şey (1995)
yer çekimli aşklar (1995)
usta beni öldürsene (1996)
o da beni seviyor (2001)
her şey aşk için (2002)
aşka sürgün (2005)
düşler ve gerçekler (2005)

(yönetmen yardımcısı)
adı vasfiye (1985)

(ödülleri)
usta beni öldürsene (34. antalya film şenliği en iyi senaryo ödülü ve behlül dal jüri özel ödülü (1997), 10. ankara film festivali en iyi yönetmen ödülü ve onat kutlar en iyi senaryo yazarı ödülü (1998))

 

12/9/2007

yüzü yağmura gömülü düşüm...

 

YÜZÜ YAĞMURA GÖMÜLÜ DÜŞÜM

Duruşun bir ayrılık resmi çiziyor
Akşamın incelen sularına
Susuşun yıkıyor beni en zayıf yerimden
Bilmez miyim içindeki kederi
Yüzü yağmura gömülü düşüm
Böyle buğulu camlarda dalgın
Gözlerin iklimini yitirmiş iki bulut
Bulanıp durur bir uzak rüzgârla
Aykırı mevsimler içinde
Saçların saklar omuzlarındaki yükü..

Dönsen ve öpsem incitmeden
Alnının gücenik ülkesini
Benim ömrümsün sen, onurum, geleceğim..
Gitmek hangi acıyı onarır ki
Bilmez misin çare değil üzüntü.

          

   ŞÜKRÜ ERBAŞ

 

10/9/2007

hoşça kal...

 

 

İŞTE GİDİYORUM

 

işte gidiyorum bir şey demeden
arkamı dönmeden şikayet etmeden
hiçbir şey almadan bir şey vermeden
yol ayrılmış görmeden gidiyorum

ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
yürüyorum sanki senin yanında
sesin uzaklaşır her bir adımda
ayak izim kalmadan gidiyorum

geldiğinde kalbim de kırılmadı
gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
bana kimse sen gibi sarılmadı
ışığımız sönmeden gidiyorum

 

    Söz: Barış Pirhasan

    Müzik: Kemal Sahir Gürel

               Kazım Koyuncu

9/9/2007

su...

 

 


"Yalnız susayan suyu değil,


Su da susayanı arar."


Mevlana

 

 

 

"suyu arayan adam değil,suyun aradığı adam ol! sen doğu olursan, güneş   sana  gelecektir.'        

 

sezâi karakoç..

9/9/2007

uçurumlara dayadım sırtımı farkında mısın...

 

 

UÇURUM

 Bir anıyı diriltecek kadar sarsılmasaydı kirpiklerim

Küs öpüşlerle uğurladığım baharı mevsimlerden

                                                           dilendiğim yalan

tanrım!

Bir sırrı gömdüğüm mezarları deşen kim!

-hayır, rüzgârı delirtecek kadar dağıtmadım saçlarımı

Saçlarım, gençliğinin farkında mı ki…

Hangi dağ, dağ olmanın asaletinde sanki!

Tekrar ve tekrar

Bir anıyı diriltmeye utanmadan

ve hatta usanmadan,

her bir zerresini niçinlerle şekillendiren yüzünün

susuzluğuna tanık dudaklarında dolaşırken biteviye

hasrete uzanan eller kimin?

Sevdaya yaklaşırken bir adım daha

                         Bir adım ayrılığa daha yakın.

 

 

Dönek mahcubiyetinde kalmalı idi vebalı olduğum gece

Bilinmeyen ülkelere yolladığım mektuplarda kavruk kokun

Ve sen boğazımda düğümlenen acı duman

Uçurumlara dayadım sırtımı farkında mısın!

 

Bildik bir kapıdan süzülür  gibi

Mucizeleri tek tek ayıkladığımız masalların

                                     Kuruluğundayken hayat,

Bir anıyı diriltecek kadar güzel olmasaydı gözlerin

 

Var olmayı beklerken neden gözlerinde tükendim!

Var olmayı beklerken neden gözlerinde tükendim!

 

                                                                        1997'emel

 

 

8/9/2007

iyi bir şairden...ah camları kırık kalbim benim...

 

 

Yara Bandı  (Bak Hâlâ Çok Güzelsin ' den)

gençtim, okul camlarına yapıştırılmış bantların
camda bıraktığı izden krepon sevda
uçan kuş resmi yalnız dal resmidir biraz da
duvar kağıtlarının sarısında eskimiş öğretmenler
birkaç dolu küllük unutulmuş arkadaş evlerinden
birlikte yatılan yataklar tek başına toplanırken

gençtim, ihaneti ömrümün saçımdaki ipeğe
günlüğü tutulmuş ama yapılmamış birkaç devrim
cüzdanımda saklanmış kitap kapağı eskizleri
eriyip gidiyor şimdi zararlar hanesinde
kalbimin sokağında bir çocuk bembeyaz öksüren
ah vapurlar unutur hep beni bir yere giderken

gençtim, çalma tuşu kırık grundig teyplerde
birkaç kırık piyano tuşu, lise gömleğimde
kalbimi öpsün diye cebimde yakalanan fotoğraf
birkaç çamaşır suyu lekesi zayıf karnemde
tutturur giderdim beyoğlundaki bir klarnet sesinden
bir mezarlık çiçeği gittiği her yere ölüm götürürken
gençtim, ölü bulunan bir roman kahramanı
bir kaç şiir kasedinin bozuk bandı yaralı yüzümde
bir evin eski sahibine gelen kayıp mektup yaslı pul
birlikte çıkılan evlerin pencerelerindeki sesten
garba düşmek gurbettir yavrum benim derken
ah camları kırık kalbim, benim en eski pencerem

       

           onur caymaz

8/9/2007

sürgün

 

SÜRGÜN

Bir adasın sen çok eski bir atlasta
Çok eski bir halkın su aldığı

Ben güneş, alkol, sıkıntı adanda senin

Sen sabahı, akşamı adanın
Gecesi ben

Sen su yolları, ağaçlar, çayırlar, güneşler
Ben karabasanın senin

Sen buğdayı, ovaları, nehirleri halkının
Ben ıssızlığı

Sen ki kalabalıklarsın aralarından geçtiğim
Sürgünü ben adanın senin

 
İlhan Berk

*****

...

sen taş sokaklarında buram buram kokan şarabı...

teni ,yakan güneşi...

uçsuz mavisindeki beyaz yelkenleri gibisin o küçük adanın.

sen aslında o güzel adanın sürülüp geri dönemeyen sahibisin.

 

                           6.9.07'...

7/9/2007

müziği mutlaka dinleyin....

kadın erkeğe dedi ki...

6/9/2007

Yaşar artık burda...Bu pozu bile zor verdi ve meşhur olmak gibi

 

Yaşar ‘ın Öyküsü

     Bir Perşembe sabahıydı.İşten erken çıkmıştım ; yani havadan bir tatil günü. Güzeldi. Eve doğru gelirken hafif hafif yağmur çiseliyordu. Ben de evde güzel bir kahvaltı hayali kuruyordum. Fırından mis gibi kokan sıcacık simitleri aldım yola devam ettim. Bir elimde simit torbası bir elimde telefon…Yağmur toprağı ince ince ıslatıyor ve her yerde mis gibi bir toprak kokusu…

     Derken evime geliyorum. Bilenler hatırlayacaktır boş bir arsa var bizim evin yanında, genelde kediler köpekler yatar, oyun oynar orda; ben de har sabah bakarım oraya. O gün bir ağacın altında minicik, başı  değdi değecek bir şey gördüm. Zayıf, siyah tüyleri ıslanmış,gerçekten de küçüçük bir yavru kediydi bu. Ve diğer kediler gibi oynamayı bırakın, şöyle kuyruğunu sallaya sallaya yatamıyordu bile. Islanmıştı, boynu incecikti. O anda annemle telefonla konuşuyordum ‘Anne ben kedi buldum, küçüçük ya!’derken simitten de bir parça koparıp bırakmıştım önüne. Annem ‘ Ne yapacaksın kediyi! Elleme, hastadır hem.’ derken. ’Anne yemiyor bu ya.’ ‘Eeee,yavruysa süt içer o.’ diyordu bana.Annemle muhabbetimizin boyutu değişmiş,yavru kediyi konuşmaya başlamıştık. Bu arada bizim yavrunun simit yiyecek hali bile yoktu ki… Zaten simidi de ondan çok daha büyük bir kedi gelip alıvermişti önünden.Neyse ben yine simidin içinden küçük bir parça bırakıp apartmana yöneldim; ardımdan belki inanamayacaksınız ama acı bir şekilde miyavladı başını kaldırmadan. İçim bir garip oldu; fakat apartmana girmiştim çoktan. Merdivenleri çıkarken aklıma okuduğum bir hikâyedeki kahraman geldi.Yağmurda bir ağacın altında etrafına yabancı yabancı bakan bir kadın. 'Yaz Yağmuru' diyordu yazar onun için. Yaz Yağmuru gibiydi kedicik de.Kitabın o bölümünü düşünerek merdivenlerden çıktım;ama kediciğin sesi hâlâ kulaklarımdaydı. İçeri girer girmez balkona çıktım, ordaydı başını sallıyordu ve bir anda boş ayakkabı kutusunu alıp merdivenlerden indim. Hani bir reklam var ‘Kirlenmek güzeldir.’diyen o çocuktan farkım yoktu yani.Hatta reklam benden sonra çıktı ve  reklamı gördüğüm an gözlerim dolmuştu. Hatta ‘Hayret ya! Acaba Yaşar’la hikâyemiz ilham mı verdi ki birilerine’ demiştik gülerek; çünkü reklam bizim Yaşar’la tanışmamızdan bir ay sonra çıkmıştı.Ve gerçekten de yapılanlar çok benziyordu. Bu arada Yaşar  kediciğin adı. Neyse onu da anlatacağım az sonra.

     İşte, kediciği kutuya aldım apar topar merdivenlerden çıkardım ve o an içimde onu sadece yaşatabilmek vardı. Islanmasın, süt içsin, biraz uyusun falan sonra bırakırım yine, iyileşsin de…diye geçiriyordum içimden.Yukarı çıktık kutuyu yere koyup hemen süt koyum bir kaba ve bu arada göz göze geldiğimizde daha da tuhaf oldum. Hatta şok…. Çünkü gözbebeği yoktu, yani sadece gri bir koyu saydam tabaka ya da perde gibi bir şey… ‘Aman yarabbim!Bu ne ?’ dedim, sütü bıraktım.Bizimki sütü sevmişti bu arada.Sonra yattı tabii, kafasını tutamayacak kadar halsiz olunca…Bir anda burada ölmesinin çok acı olacağını düşündüm, bir taraftan da iyileşmesi umudunu  taşıyordum.Tabi -bu arada- evde kardeşim var ve kedicikle ilgili yorumlarda bulunuyoruz biz. Veterine götürmeye karar verdik; aldık kutuyu,atladık arabaya. Hiç bilmediğimiz sokaklara girdik;ama veteriner yok yerinde.O zaman başka bulacağız. Bulduk da...Veteriner baktı : ‘Şu anda  şiddetli bir enfeksiyon geçiriyor, ondan böyle çok titriyor.Gözlerine de perde inmiş hastalıktan, ateşten.’ dedi. ‘Ölür bu zor, çok zor.’dedi.Ben çok kötü oldum , hatta ne zaman alıştıysam kendisine daha bulalı 2-3 saat olmamıştı.Gözlerim doldu, bir taraftan da utanıyordum adamdan.Çünkü sokak kedisiydi nihayetinde onlar için; ama böyle de bırakamazdım ki onu.’Ne yani atayım mı! ‘ dedim.Adam da bu sefer işin ciddiyetini anlayınca bir anlayınca bir antibiyotik ve damla önerdi; ama ‘boşuna der’ gibi bir ifadeyle.Biz çıktık oradan ,eve  geldik.  Hemen süt,    sıcak bir su şişesi   -ısınması için- ,ilaçlarını da denilen gibi verdik, kedicik uykuya daldı. O gün akşam olmuştu koşturmaktan.Tabi bizim tatil de güme gitmişti;  hatta bir korku sarmıştı içimi ‘ya ölürse’ diye. Ev halkı olarak sürekli gidip nefes alıyor mu diye bakıyorduk, tüylerini okşuyorduk. O ise başını sallaya sallaya acı acı miyavlıyordu..Derken bir haftayı atlattı bizim kedi ve hâlâ hayattaydı.Başını tutabilir hale gelmişti artık,iştahı da iyiydi. O zaman yaşayacak dedik, başka veterinere daha götürdük. ‘Gözleri kör.’ dedi o da.Yine üzüldük; ama olsun ‘yaşıyordu ya’ diye teselli etik kendimizi.Yaşar evimizin en büyük meselesi olmuştu artık.Hatta her gün oraya buraya telefon açıp internette forumlara girip araştırıyorduk gözleri açılır mı ki diye.Bu arada cinsiyeti hakkında da pek fikrimiz yoktu,hatta isim bile koymadık,alışmayalım nasılsa gidecek iyileşince diye.İzmir’e bile gittik tanıdık bir veterinere.O da dedi ki:’Oooo bunun umurunda bile değil kör olmak, çok mutlu o.’dedi; çünkü iğneden sonra bile keyifle kuyruğunu sallayıp yalanabiliyordu karanlık dünyasında. O veteriner de ‘kediciğin doğduğunda annesinin onun gözlerini yalamadığı için böyle kaldığını’ söyledi ve hatta bir gözünün tamamen gidip diğerinin belki açılabileceğine söyledi ve bir damla verdi.Bu arada ‘erkek’ dedi.Tabii biz ona çoktan ‘Yaşar’ adını vermiştik.Çok sevdiğim bir arkadaşım Yaşar diye diye yaşayacağına inandırmıştı bizi.Biz işin felsefesini bile yapmıştık anlayacağınız.Derken aylar geçti biz Yaşar’a çok alıştık. Damlasını sürekli yaptık.Bir gözü gitti ,hiç görmüyor; diğeri ışık alıp çok az görür hale geldi.Bu bile bizi, en çok da onu mutlu eder hale getirdi.  Yaşar büyüdü, 1 ay sonra onun sağır olduğunu da onayladık inanmayacaksınız ama.Evet görmüyor, duymuyordu;ama çok mutluydu.Onun gibi oyuncu, hareketli bir kedi görmemiştik.Bizi sürekli güldürüyor,hep beraber koşturuyorduk evde.Az az görebilir hale gelmişti sağ gözü.Daha bir ay önce yaramazlıktan balkondan da düştü biz görmeden. Bu sefer de gece yarısı eşim buldu sokaktan onu. Ve Yasar’ın burnu bile kanamamıştı.Çok mutluyduk; ya ona bir sey olasaydı ... Evet 'Yaşar' yine 'yaşıyordu' , Yaşar çünkü hayata öyle bir tutunmuştu ki, yoksa adından mıdır nedir…

 

    Şu anda ise  klavyeye atlayıp elimi yalamaya hatta ısırmaya çalışıyor ve sağ gözüyle yan yan bakarak dikkatimi çekmeye çalışıyor ben onu kovdukça. Bu arada garip bir iletişimimiz var aramızda tabii. Düşünün, sizi çok az gören ve hiç duymayan 4.kattan düşmüş bir kedi. Bazen onun kafasında da bir şeyler olduğunu düşünüyorum, öyle garip halleri var ki… Ama ne olursa olsun o çok sevimli, eğlenceli bir kedi..Sıradışı…Onu çok seviyoruz,.galiba o da bizi…Arada ellerimize bıraktığı çizikler yüzünden dayak yese de çok yüzsüz.Yaşar aynı Yaşar…Enerji, oyun ve biz yokken de bol uyku...Biz gelince yemek, oyun; hatta o kadar rahatına düşkün ki… Klimaya en yakın yerde oturmak, kumundan başka bir kuma çiş yapmamak,uyumak için oldukça yumuşak yerleri seçip ayaklarını havaya dikerek yatmak gibi garip halleri var. Yaşar bizi şaşırtmaya devam ediyor bizse onu sevmeye…

    Şimdi onu bıraksak nasıl yaşar... Kör, sağır diyerek aileleri de ikna ettik evde kedi düşüncesine. Zaten kendisini gören vazgeçemiyor, hatta telefonlarda 'Yaşarlı diyaloglar' devam ediyor.

      Kısacası Yaşar mutlu,biz mutlu… Bakalım zaman ne gösterecek. O görmese de duymasa da güzel. O, hayatı ciddiye alıp direndiği için, hayata küsmediği için sevimli…Kısacası Yaşar işte. Ne desem boş…Anlatmak değil yaşamak lazım.

                                             6.9.07'emel

 

5/9/2007

Yaşarrrrrrrr

 

 

Arkadaşlar, Yaşar'ın fotoğraflarını en yakın zamanda koyacağım buraya, onu tanıtan yazıyla birkikte.Bilgisayara yüklemeyi deniyorum henüz.Şimdilik bununla idare edin. Zaten bunun esmer hali diyebiliriz.En kısa süre içinde Yaşar da burda.