« Önceki |

28/12/2007

gecenin öteki yüzü...

height="355">

25/12/2007

yaşanmamış yıllar...

yaşanmamış yıllar...

20/12/2007

bu şarkıyla beni tanıştırana çok teşekkür...

Yaşanmamış Yıllar

Ben beni kendi içimde
Bilmem arasam bulur muyum
Yaşanmamış genç yıllarımı
Ve sebebini suskunluğumun

Buluşsam orada kendimle
Ve yaratsam ellerimle
Küçük bir sırça köşk misali
Dostlarımla benim evrenimde

Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil yaşatan

Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil, bil yaşatan

Cesaretim olur o zaman
Düşünmeye içtenlikle
Açık seçik ve hiç korkmadan
Sonuna dek dürüst ve sevgiyle

Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil yaşatan

Boş yere değil yok inanmam
Koşarım yine ardından
Bulsam da olur bulmasam da
Bu ümit beni bil, bil yaşatan
 

Sezen Aksu

 

16/12/2007

unutma...

 

 

UZUN  YAĞMURLARDAN SONRA

 

Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
Bir yer sızlar yanar içimde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürse beni unutma

Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer
Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
Kahredersin başın önüne düşer
Düşerse beni unutma.

 

Gülten Akın

 

10/12/2007

sözüm yok işte yüzüm işte akşam/sesimde anıların sessizliği...

 

Haydar Ergülen

Yarın Gece

Yarın gece gideceğim bu kentten
Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni
Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok
Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği

İçimde acıyla yürüyorum yolları
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni

Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda
Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi
Ardımda usulca akan küçücük sular
Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa

Sözüm yok işte yüzüm işte akşam
Sesimde anıların sessizliği

Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle
Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim
Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı
Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı?

 

2/12/2007

gözlerin gözlerime değince...

 

Üçüncü Şahsın Şiiri / Attila İlhan

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım 
felaketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım

 

29/11/2007

eline sağlık tanrım leyla çok güzel olmuş...

 

Bir ki deneme

zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi

pır pır diye ses çıkardı yürürken yüreğimden
denizleri sulardım tozmasın diye deniz
sporu çok severdim çiçeğe yem vermeyi
kuşlara binerdim ve kaçardım basından
bak buraya yazıyorum diye milyar kelimeyi
ziyan eden de bendim hem de hiç sıkılmadan.

güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da güzel olmuş
keşke biraz ölmesem.

 

İbrahim TENEKECİ

 

(Bu şiir İbrahim Tenekeci'nin kitabı "Üç Köpük"ten alınmıştır. "Üç Köpük" Dergâh Yayınları'nca yayımlandı.)

25/11/2007

hatıraların peşinden...

 

HATIRALARIN PEŞİNDEN

 

Yüzümüzde konuşmaya mecalsiz suskunluk

Ve gözlerimiz aynı mesafede,

Sevgilim

Ben aslında hep seni sevdim.

*

Her gece ördüm saçlarımı usanmadan

Çözdüm  yeniden onları, taradım

İçimdeki suskunluğun kendime olduğunu

Anladım.

*

Bir zarfa sığdırdım yüreğimi ve gözlerini

İyice mühürledim.

Annemin sandığından çıkardığım lavanta kokusuyla

Savurdum saçlarımı

Sarı bir hüzün oldu dudaklarına değen

Avuçlarımdan yüzüne akıverdi hikâyem.

*

Dağılan bir masadan topladım

Dokunuşunun sıcaklığını incitmeden

Parmakların bu kadar tesadüfken

İşte geldim sevgilim

 

Ben, hatıralarının peşinden koşan

Yorulmayan bilmem kim.

 

                        emel' 2006

23/11/2007

su buradan ne kadar uzakta...

 

Üzülmedim Diyemem

 

I

ey aşk, yaptığını beğendin mi:

yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen

ters yakılan sigara, hemencecik söndürülen-

yoksulluk ile vakit geçer mi…

 

uyanmış kalmışım, nasıl bir şey bu

toprağa baktım, yerinde yoktu;

şiirden aşağıya attım kendimi

düşerken  düşündüm, ölmesem mi.

 

anlatıyorum, hiç konuşmadan,

buğdayın içini dökmesi gibi…

 

II

bugün dalgınım, dün de dalgındım

aç bile değildim aynaya bakmasaydım

dünden kalmış yemekleri yerken ki gönülsüzlük

gibi burdayım…

 

burayı sevmiyorum, bahsetmişimdir.

unufak olmak iyidir olmamaktan

hiç böyle demedim, yarabbim bilir

bu bozuk güzellik, kalbimi yoran…

 

bir sandalye çektim zor günlerin altına

ah ama,

 

kimse yüz vermiyor bana, sandalye bile

beni çağırıyor, yarım kalan ne varsa

bana düşüyor, her yağmur tanesini

suya götürmek, o serin ırmaklara

 

öyle ya

 

bir almanı herkes tanır, miğferi varsa

moskofu da tanırlar, yatıp uyumamışsa

bunları şunun için anıyorum burada

kim tanır beni, şaşkınlığım olmasa

 

bağırıp duruyorum denizin ortasında,

su buradan ne kadar uzakta…

 

         ibrahim tenekeci

 

13/11/2007

kasımda aşk başkadır...

 

     Kasımda Aşk Başkadır

 

         Bütün eylül yağmur yağsın istedim. Yağmadı. Ekim geldi, Güneşli havalar… Ve kasım… O kadar güzel yağdı ki yağmur… Tam istediğim gibi… Yağmuru pencerelerde izledim. Cama ince ince değişini… Yağmurda yürüdüm, ıslandım, şemsiye almadım, arabaya binmedim. İyi  ki yağdı. Su gibi güzel bir şey yok. Değdiği her şeyi nasıl da güzelleştiriyor.

        

        Günün birinde yine, yağmurun -bardaktan boşanırcasına derler ya- güzel güzel yağdığı bir öğle sonrasında bir çay bahçesindeydim. Yanımda sevdiğim bir arkadaşım. Gözleri boncuk boncuk bakan… Böğürtlenleri çok seven bir arkadaşım… Emine. Dedim ki ona: ‘ Baksana ne güzel bir mevsim bu sonbahar. Her yer kahverengi. İnsanı içine çağırıyor.’ Sararmış yapraklar rüzgârda ordan oraya savrulurken biz de savruluyorduk. Kalbimiz hızlı hızlı atıyordu o yıllarda. Gençlik, güzellik işte…

            Çaylarımız sıcacık, elimizde edebiyat dergileri…Emine’nin gözleri ışıklı… Benimse hem ışıklı hem hüzünlü…Ya da evet, buğulu…Sonra karşıda yalnız bir adam. Daha önceden görmüşlüğüm var onu. Kendi kendine konuşan, gülen, ağlayan…Deli. Bu kelimeyi hiç hoş bulmuyorum. Üniversitede eski edebiyat dersinde öğrenmiştim ilk o kelimeyi, söylemesi çok hoş gelirdi: ‘Meczup’ diyelim biz ona. İşte  bu meczup adama  rastladık  parkta. Üç kişiydik.

         Ne yiyordu bilmiyorum ama yanına gelen kara kocaman bir köpeğe de verince, köpek  ön ayaklarıyla omuzlarına atladı ve yüzünü yalamaya başladı bu yalnız adamın.  Nasıl da mutluydular…. Sait Faik’in hikâyelerinden çıkıp gelen kahraman olmuşlardı bir anda karşımda.  'Hayvanların içinde insanoğlu dilini en anlayan, anlar görüneni köpektir. Birçok kelimeleri anlar da. İnsanoğlu ile arasındaki lügatçe öteki hayvanlarınkinden bir hayli zengindir. Köpek çocuğun sözlerini anlamış, susmuştu. Çocuk şarkıya başladı. ‘Karakolda ayna var ayna var ,Kız kolunda damga damga var, Gözlerinden bellidir Karabaş ,Sende de bana sevda var .
Köpeğe eğildi onu hırpalarcasına okşadı.
Bende de sana sevda var!’   dedi'’
diyordu ya Sait Faik. İşte o an , meczup ‘çocuk’ olmuştu gözümde, köpek ‘Karabaş’… Yanımda fotoğraf makinem olsaydı keşke ,dedim. Bunun hikâyesi yazılır dedim Emine’ye.

          Yine günün birinde bu fotoğrafı buldum  bir yerlerde. Heyecanlandım. Küçük şeyler mutlu ediyordu beni, heyecanlandırıyordu. O günün hatırasına ve meczupla karabaşın dostluğuna bir gönderme olsun dedim.

         Yazımı tamamlarken de aklıma ‘Kasımda Aşk Başkadır’ geldi. Bir film adı. Az bir şey hatırlıyorum  ama. Filmden aklımda kalanlar,Savrulan sarı yapraklar… Solgun güzel bir kadın… Hayat  bir film şeridi değil mi zaten? Biz de onun oyuncuları…

          Aşksa muamma. İlle de bir insana mı duyulurdu aşk. Karabaşla Meczup…Tuhaf bulan insanlardaydı bence asıl tuhaflık…

          Kasımda aşk başkadır,işte…